KONUT GÜNDEMİ - Pek çok toplumda finansal güvencenin ve bireysel başarının en somut sembolü kabul edilen ev sahipliği, küresel ölçekte ülkelerin tarihsel konut politikalarını ve ekonomik refah modellerini gözler önüne seriyor. OECD tarafından yayımlanan güncel konut veri tabanı raporu, ülkelerin mülkiyet haritasını çıkarırken çarpıcı bir gerçeği de tescilledi: Türkiye’de konut erişimi her geçen gün zorlaşıyor.

Türkiye OECD Ortalamasının Çok Gerisinde

Açıklanan rapora göre Türkiye, yüzde 55,7’likev sahipliği oranıyla 44 ülkeden oluşan küresel sıralamada 39. sırada kendine yer bulabildi. Türkiye’deki bu oran, yüzde 70,1 olan OECD ortalamasının oldukça gerisinde kalıyor.

Türkiye'de güçlü bir mülkiyet kültürü olmasına rağmen, kentleşme baskısı, genç nüfusun finansmana erişimde yaşadığı bariyerler ve son yıllarda konut fiyatlarındaki yükseliş, ev sahipliği oranına ilişkin değerlendirmelerde öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

En yüksek oranlar Doğu Avrupa ülkelerinde

Listede ilk sıraları büyük ölçüde Doğu Avrupa ülkeleri oluşturdu. Slovak Cumhuriyeti yüzde 93,5 ile ilk sırada yer alırken, Romanya yüzde 92,8 ile ikinci, Hırvatistan ise yüzde 90,4 ile üçüncü oldu. Çin yüzde 90,0'lık oranla dördüncü sırada bulunurken, Litvanya ve Bulgaristan da listenin üst basamaklarında yer aldı.

Listenin ilk 10 sırasına bakıldığında, sekiz ülkenin eski veya mevcut sosyalist/komünist devletlerden oluşması dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu tabloyu geçmiş dönemde kamuya ait konutların uygun koşullarla özel mülkiyete devredilmesinin uzun vadeli etkileriyle ilişkilendiriyor.

Almanya ve İsviçre alt sıralarda

Araştırmanın en şaşırtıcı çıktılarından biri de dünyanın en zengin ekonomilerinin listenin en altında yer alması oldu. Avrupa'nın lokomotifi Almanya yüzde 41,0 ile listenin son sıralarındayken, İsviçre yüzde 38,2 ile mülkiyet oranı en düşük ülke oldu.

Uzmanlar, zengin Batı Avrupa ülkelerindeki bu düşük oranları şu makro dinamiklerle açıklıyor:

  • Gelişmiş Kira Kültürü ve Güçlü Kiracı Hakları: Bu ülkelerde yasaların kiracıları olağanüstü düzeyde koruması ve uzun vadeli/kurumsal kiralama modellerinin finansal olarak cazip olması, ev sahibi olma baskısını azaltıyor.
  • Sosyal Refah Güvencesi: Gelişmiş sosyal refah sistemleri, kirada yaşamayı uzun vadede daha sürdürülebilir hale getiriyor.

Kanada, ABD, Avustralya ve Fransa gibi ülkelerin de OECD ortalamasına yakın veya altında yer alması, ev sahipliği oranlarında yalnızca gelir düzeyinin değil, konut finansmanı, kira piyasası ve konut politikalarının da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.